HARPUT’UN UNUTMADIĞI TELGRAFÇI Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna – Telgrafçı Âkif
Bazı şehirlerin hafızası kitaplardan daha güçlüdür.
Bir çeşmenin başında söylenen sözde, eski bir taşın üzerinde, yıllardır değişmeyen bir yolun kıvrımında, bir türkünün mısrasında saklar geçmişini.
Harput da böyledir.
Kalesiyle, Ulu Camii’yle, taş sokaklarıyla, bağlarıyla, musikisiyle ve insanıyla yalnızca bir şehir değil; geçmişi bugüne taşıyan büyük bir hafızadır.
İşte “Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna – Telgrafçı Âkif” romanı, bu hafızanın derinliklerinden çıkan bir hayat hikâyesini anlatıyor.
Ve artık bu uzun soluklu roman çalışması tamamlandı.
Yakında okuyucularla buluşacak olan eser, bir telgraf memurunun hayatından hareketle yalnızca bir insanın ömrünü değil, 19. yüzyıl Harput’unu da yeniden hatırlatıyor.
Romanın merkezinde Mehmed Âkif Efendi var.
1846 yılında Bitlis’te dünyaya gelen Mehmed Âkif, genç yaşta Osmanlı Devleti’nin yeni iletişim ağı olan telgraf teşkilatında yetişir. Batman’dan Diyarbakır’a, Samsun’dan Hısn-ı Mansur’a, Ergani Maden’inden Harput’a uzanan görev yılları boyunca farklı şehirlerde çalışır.
Fakat sonunda yolu Harput’a düşer.
Harput, onun için zamanla bir görev yerinden çok daha fazlasına dönüşür.
Yuvası olur.
Ailesi, dostları, hatıraları ve her sabah yürüdüğü Hüseynik yolu burada şekillenir.
Romanın en güçlü damarlarından biri de bu yoldur.
Hüseynik’ten Harput’a uzanan taş yol...
Âkif Efendi bu yolu yıllarca yürür. Sabahları evinden çıkar, ceketini ilikler, fesini düzeltir ve Harput’a doğru yola koyulur. Çeşmeler, bağlar, taş duvarlar ve yol üzerinde karşılaştığı insanlar artık onun hayatının bir parçasıdır.
Fakat insanın her gün yürüdüğü bir yolun, bir gün son yolculuğuna dönüşeceğini kim bilebilir?
28 Ağustos 1894 Salı sabahı, Âkif Efendi yine görevine gitmek üzere Hüseynik’ten çıkar.
Harput her zamanki gibidir.
Çarşı açılmakta, fırınlardan ekmek kokuları yükselmekte, şehir yeni güne hazırlanmaktadır.
Âkif Efendi yokuşu çıkarken bir anda rahatsızlanır. Birkaç adım daha atmaya çalışır; fakat başaramaz. Ömrünü geçirdiği şehrin taşları üzerinde hayata veda eder.
Kırk sekiz yıllık bir ömür, her gün yürüdüğü yol üzerinde sona erer.
Sonrası Harput’un hüznüdür.
Çünkü bazı insanların ölümü yalnızca ailesini değil, bütün bir şehri sessizliğe büründürür.
Âkif Efendi de Harput için böyle bir insandır.
Devletine sadakatle hizmet etmiş, vazifesini bir emanet bilmiş, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle insanların gönlünde yer etmiştir. Arşiv kayıtlarında onun için kullanılan “hüsn-i hizmet sahibi” ve “sadakat ve istikamet göstermiştir” ifadeleri, bu hayatın resmî kayıtlardaki izleridir.
Fakat onu asıl yaşatan rütbeleri değil, insanların hafızasında bıraktığı izdir.
Ve yıllar sonra bu iz bir türküye dönüşür.
Saçlızâde Hacı Vehbi’nin dizelerinde Hüseynik yolu, artık yalnızca bir yol değildir.
Bir insanın son yürüyüşüdür.
Bir şehrin ağıdıdır.
Bir vefa türküsüdür:
“Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna,
Can ağrısı tesir etti koluma...”
Bugün bu türküyü dinlediğimizde yalnızca bir ezgi duymayız.
Bir dönemin Harput’unu duyarız.
Telgraf tellerini, taş sokakları, çarşıyı, bağları ve sabahın erken saatlerinde Harput’a doğru yürüyen bir telgrafçının ayak seslerini...
“Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna – Telgrafçı Âkif” romanı işte bu dünyayı yeniden kuruyor.
Bir insanın hayatından hareketle bir şehrin hafızasına uzanıyor.
- yüzyıl Harput’unu, Osmanlı’nın değişen dünyasını, telgraf teşkilatını, aile hayatını, mahalle kültürünü, dostluğu, komşuluğu, Harput musikisini, Kürsübaşı geleneğini ve bağ bozumu günlerini bir bütün içinde anlatıyor.
Bu yönüyle eser yalnızca bir hayat hikâyesi değil; Harput’un geçmişine açılan edebî bir pencere olmayı hedefliyor.
Romanın tamamlanması, uzun bir yolculuğun da sonuna gelindiğini gösteriyor.
Bir zamanlar Hüseynik’ten Harput’a yürüyen Âkif Efendi’nin hikâyesi, şimdi kitap sayfaları üzerinden yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor.
Bu kez yol, okuyucunun zihninden ve gönlünden geçecek.
Telgraf direkleri çoktan söküldü.
Mors sesleri sustu.
O dünyanın insanları birer birer tarihe karıştı.
Ama bir türkü hâlâ söyleniyor.
Bir yol hâlâ hatırlanıyor.
Bir şehir hâlâ anlatıyor.
“Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna...”
Ve şimdi o türkünün ardındaki hayat, “Hüseynik’ten Çıktım Şeher Yoluna – Telgrafçı Âkif” adıyla okuyucuyla buluşmaya hazırlanıyor.
Belki de bu romanın en önemli tarafı, unutulmuş bir insanı yeniden hatırlatmasıdır.
Çünkü bazı insanlar tarihin büyük kitaplarında yer almaz.
Ama bir şehrin kalbinde yaşarlar.
Telgrafçı Mehmed Âkif Efendi de Harput’un kalbinde yaşayanlardan biridir.
Onun hikâyesi 480 sayfada tamamlandı.
Şimdi sıra sahip çıkmak isteyenlerde…
Şimdi sıra okuyucuda…
Hüseynik’ten Harput’a uzanan o taş yolda, Âkif Efendi’nin izlerini takip etmek için...
01.09.2026
Süleyman Yapıcı
Günışığı Gazetesi