ÖZGÜRLÜK ADI ALTINDA ÇÜRÜYEN TOPLUM — Süleyman Yapıcı

ÖZGÜRLÜK ADI ALTINDA ÇÜRÜYEN TOPLUM

ÖZGÜRLÜK ADI ALTINDA ÇÜRÜYEN TOPLUM

Havalar ısındıkça sokaklar kalabalıklaşıyor. Parklar, caddeler, alışveriş merkezleri insanlarla doluyor. Fakat ne yazık ki bugün şehirlerimizde yalnızca yaz sıcaklığı yükselmiyor; aynı zamanda ahlâkî çürüme de gözle görülür hâle geliyor. Artık birçok insan, sokaklarda karşılaştığı bazı görüntüler karşısında rahatsızlığını gizleyemiyor. Çünkü mahremiyetin küçümsendiği, utanma duygusunun değersizleştirildiği, beden teşhirinin ise modernlik ve özgürlük adı altında alkışlandığı bir çağın tam ortasında yaşıyoruz.

Daha da korkunç ve acı olanı ise insanların buna alışmış, bu çöküşün artık normalleştirilmiş olmasıdır.

Bir zamanlar edep sahibi olmak övülürdü. İnsanlar giyimine, konuşmasına ve davranışına dikkat ederdi. Çünkü hayâ, sadece dinî bir kavram değil; insan olmanın temel şartlarından biri kabul edilirdi. İnsan yalnızca Allah’tan değil; toplumdan, büyüklerinden ve hatta kendi vicdanından utanırdı. Hayâ, insanın süsü sayılırdı. İnsan konuşmasına, davranışına ve giyimine dikkat ederdi. Çünkü toplumun huzuru biraz da insanların taşıdığı ahlâkî ölçülerle korunurdu.

Şimdi ise “özgürlük” adı altında her türlü ölçüsüzlük alkışlanıyor. İnsan bedenini sergilemek çağdaşlık sayılıyor, mahremiyet ise gericilik gibi gösteriliyor. Utanmak değil, utanmazlık cesaret gibi sunuluyor. Açıklık modernlik sayılırken, edep ve mahremiyet küçümseniyor.

Sokaklarda, parklarda ve alışveriş merkezlerinde insan bazen gördüğü manzaralar karşısında başını çevirmek zorunda kalıyor. Çünkü bazıları artık giyinmek için değil, dikkat çekmek ve teşhir edilmek için giyiniyor. Vücut teşhiri sıradanlaştırılıyor, özgürlük adı altında meşrulaştırılıyor; edep duygusu ise bilinçli şekilde aşındırılıyor. Üstelik buna itiraz edenler hemen baskıcı, yobaz veya çağ dışı ilan ediliyor.

Oysa mesele sadece kıyafet değildir.

Mesele; insanın hayâ duygusunu kaybetmesidir.

Mesele; nefsin, aklın ve imanın önüne geçirilmesidir.

Modern kültür, özellikle gençlere sürekli şu zehri pompalıyor:

Ne kadar çok dikkat çekersen, o kadar değerlisin.

Sosyal medya bunun en büyük propagandasını yapıyor. İnsanlar artık ahlâkıyla, karakteriyle veya şahsiyetiyle değil; bedeniyle görünür olmaya çalışıyor. Beğeni almak uğruna mahremiyet satılıyor. Ruh geri plana itiliyor, beden ise vitrine çıkarılıyor.

Daha da düşündürücü ve acı olan ise ailelerin buna sessiz kalması, toplumun buna alışmış olmasıdır.

Bir anne başörtülü veya edepli bir giyim tarzı içinde…

Yanında kızı neredeyse çıplak…

Bir koca eşinin, bir baba ailesinin mahremiyetine karşı en küçük bir hassasiyet göstermeden, kıskanmadan yanında yürüyebiliyor…

Ve bütün bunlar “özgürlük” denilerek normalleştiriliyor.

Hayır!

Bu özgürlük değildir.

Bu, nefsin kölesi olmaktır.

Bu bir sapkınlık ve sapıklıktır.

Eskiden insanlar aile namusunu, edebini ve mahremiyetini korumayı şeref sayardı. İslam ahlâkında hayâ imandandır. Çünkü iman, insanı ölçülü yapar. Allah’a karşı sorumluluk hisseden insan, yalnız kaldığında da toplum içinde de edebini korur. Fakat bugün ne yazık ki iman hayatın merkezinden uzaklaştırıldıkça hayâ da yok oluyor. Kalpteki maneviyat azalınca davranışlarda da ölçü kayboluyor.

Bugünün en büyük problemlerinden biri de budur:

İnsanlar artık “Allah ne der?” diye değil, “İnsanlar bana bakıyor mu?” sorusunu önemsiyor.

Gösteriş çağındayız.

Dikkat çekmek, değerli olmakla karıştırılıyor.

Teşhir, özgürlük ve özgüven sanılıyor.

Oysa gerçek değer; insanın ahlâkında, karakterinde, şahsiyetinde ve vakarındadır.

Bugün birçok televizyon programı, dizi, reklam ve sosyal medya içeriği bilinçli şekilde aile yapısını zayıflatıyor, çürütüyor ve yok ediyor. Genç kızlara bedenlerini sergilemeleri “özgürlük” diye sunuluyor. Erkeklere ise iffetsizliğe alışmaları dayatılıyor. Sürekli tekrar edilen bu görüntüler vicdanı köreltiyor. Önce yadırgıyoruz, rahatsız oluyoruz; sonra alışıyor, en sonunda ise normal görüyoruz.

İşte asıl felaket, toplumun çöküşünün tam da burada başlamasıdır.

Çünkü kötülük normalleştiği zaman toplum içten çürümeye başlar.

Bir toplum ekonomik krizle değil, ahlâkî çürüme ile yıkılır.

Utanma duygusu ölürse saygı da ölür.

Mahremiyet kaybolursa aile çöker.

İman zayıflarsa vicdan da kararmaya başlar.

Bugün Avrupa’nın bazı toplumlarında aile kurumunun nasıl çöktüğü ortadadır. İnsanlar yalnızlaşıyor, evlilikler azalıyor, sadakat duygusu kayboluyor, ahlâkî sınırlar siliniyor. Ne yazık ki biz de aynı bataklığı “çağdaşlık” sanarak taklit ediyoruz. Oysa medeniyet; insanı nefsinin kölesi yapmak değil, ona ahlâk kazandırmaktır. Kendi değerlerini küçümseyen toplumlar, sonunda kimliğini de kaybeder.

Çocuklarına edep öğretmeyen anne-babalar…

Ahlâk yerine yalnızca kariyer konuşan okullar…

Mahremiyeti küçümseyen medya…

Ve her şeyi “özgürlük” sloganıyla meşrulaştıran modern anlayış…

Bugünkü tablonun oluşmasında hepsinin payı vardır.

Elbette kimse insanları zorla değiştiremez. Fakat bir toplum yanlış gidişatı konuşmaktan korkarsa zamanla bütün değerlerini kaybeder. Çünkü susulan her yanlış biraz daha büyür.

Bugün ihtiyacımız olan şey; yeniden hayâ duygusunu diriltmektir.

Gençlere sadece modayı değil, edebi de öğretmektir.

Özgürlüğün sınırlarının da olduğunu anlatmaktır.

Ve en önemlisi; iman ile ahlâk arasındaki bağı yeniden kurmaktır.

Çünkü insan bedenini değil, önce ruhunu korumalıdır.

Bir toplum ise ancak ahlâkıyla ayakta kalabilir.

Bugün yapılması gereken şey susmak değildir. Yanlışı, yanlış olarak söylemek zorundayız. Çünkü sustukça çürüme büyüyor. Sessiz kalan toplumlar zamanla kendi değerlerini kendi elleriyle yok eder.

Bu yüzden yeniden hayâ diriltilmelidir.

Gençlere yeniden ahlâk ve edep öğretilmelidir.

Edep yeniden fazilet hâline getirilmelidir.

Özgürlüğün sınırsızlık olmadığı anlatılmalıdır.

Ve en önemlisi; iman ile ahlâk arasındaki bağ yeniden kurulmalıdır.

Çünkü insan bedenini değil, önce ruhunu korumalıdır.

Ruhu çöken bir toplumun ayakta kalması ise mümkün değildir.

09.06.2026

Süleyman Yapıcı

Günışığı Gazetesi

Süleyman Yapıcı
İlahiyatçı & Araştırmacı Yazar
Hakkımda